Tevfik Fikret

3 Haziran 2013 tarihinde tarafından eklendi.

İstanbul’da doğdu. Asıl adı Mehmet Tevfik’tir. Babası Çankınlı Ahmet Ağa, annesi Sakızlı Müslüman bir Rum ailesine mensup Hatice Refia Hanımdır. Edebiyata ilgisi Galatasaray Sultanîsinde okurken başladı. Burada, hocaları Muallim Naci ve Recaîzâde Mahmut Ekrem‘den etkilendi, ilk şiirini öğrenci iken yayınladı. Okulu bitirince çeşitli devlet dairelerinde çalıştı. Öğretmenlik yaptı.
Edebî faaliyetlerine hız veren Fikret 1894’de Hüseyin Kâzım ve Ali Ekrem‘le birlikte “Malûmat” dergisini çıkardı. 1895’de memuriyetten istifa etti.

1896’da Recaîzâde Mahmut Ekrem’in tavsiyesiyle “Servet-i Fünûn” dergisinin yazı işleri müdürlüğüne getirildi. Bu tarihten itibaren dergide toplanan gençlerle yeni ve Avrupaî bir edebiyat meydana getirmeye çalıştı. Aynı yıl Robert Kolej’de Türkçe öğretmenliğine başladı. Bu görevi ölünceye kadar sürdürdü.

Kolejdeki hocalığı dışındaki bütün vaktini dergiye ayıran Fikret, aynı zamanda “Maarif, “Mektep”, “Mütalaa” dergilerinde şiirler; “Tarîk” gazetesinde makaleler yazmaktaydı. Şiirlerini 1900’de Rübâb-ı Şikeste adıyla yayınladı. 1901’de dergiden ayrılan Fikret inzivaya çekildi.
1900 – 1905 yılları çeşitli sıkıntılarla geçen Fikret, siyasî ve sosyal hadiselerden etkilenerek bir takım şiirler yazdı; ancak yayınlamadı.
Meşrutiyetin ilanıyla tekrar edebî faaliyetlere başladı. Hüseyin Cahit ve Hüseyin Kâzımla birlikte “Tanîn”i çıkardı. Bir süre sonra gazeteden ayrıldı, ittihat ve Terakki Cemiyeti’nin Maarif Nazırlığı (Millî Eğitim Bakanı) teklifini kabul etmedi. 1909’da Galatasaray Sultanîsine müdür oldu. Okulda yaptığı yenilikler dedikodu konusu olunca 1910’da istifa etti. Bir süre sonra da Darülfünun ve Dâıülmuallimîn’de verdiği dersleri bırakarak “Âşiyân” adını verdiği evinde inzivaya çekildi. Ölümüne kadar insan içine karışmadı.
Bu yıllarda, şiirlerinde din ve tarih aleyhine sözler bulunması, İttihad ve Terakki mensuplarını hicveden yazılar yazması tepkilere yol açtı. Yine de o bu tür şiir ve yazılarına devam etti. Gizli şeker hastalığından 1915’de öldü.

Fikret sağlıklı görünüşüne rağmen sık sık hastalanan bir sanatçıydı. Düzenli ve refah içinde bir ömür sürdüğü halde yoğun iç çatışmalar yaşamıştır. Gençliğinde vereme yakalanmış, romatizma ve şeker hastalığı çekmiştir. Şizofreniye yatkın olan Fikret’in mizacının belli başlı vasıfları aşırı hassas, içine kapalılık ve aşırı şekil düşkünlüğüdür. Prof. Dr. Mehmet Kaplan, şâirin hastalıklarının sanatını çok fazla etkilediğini belirtmektedir.

Fikret ilk şiirlerinde din, bahar, şarap ve aşk konularını işledi. 1893’ten sonra Batı edebiyatı ile ilgilenmeye başladı. Bu ilgileniş şiir anlayışını ve üslûbunu büyük ölçüde etkiledi, kendi tarzını bulmasına yardım etti. Şair bu dönemde romantizmin etkisi altındadır.
Servet-i Fünûn döneminde “sanat için sanat” prensibine bağlı kalan Fikret’in şiirleri ferdî karakter gösterir. Bu dönemde şiirlerinde işlediği konular arasında tabiat geniş yer tutar. Resme olan ilgisi, ona tablolardan seyredilen tabiat şiirleri yazdırdı. Bu şiirlerde göze hitap eden tasvirler önemli yer tutar. Diğer konular; fakirlik, merhamet, hayal, aile, aşk, portreler, san’at, dinî ve vatanî şiirler ve oğlu Halûk için yazdıklarıdır.

Servet-i Fünûn kapandıktan sonra, sosyal, ideolojik ve siyasî muhtevalı şiirler yazdı. Bu tarihten sonra hayata bakış tarzının değiştiği; karamsarlaştığı görüldü. Şair birdenbire hırçınlaştı ve inancını kaybetti. “Sis”, Tarîh-i Kadîm”, “Bir Lâhza-i Taahhur” (Biraz Gecikme) gibi şiirleri basılmadı; ama elden ele dolaştı. Fikret, nefret duygularını, sanatındaki kudret ve kuvvetle bu tür şiirlerinde dile getirdi. “Sis“le, İstanbul’un yok olmasını isteyen şair, “Tarîh-i Kadim“de Allah’ın varlığını inkâr noktasına gelirken “Bir Lâhza-i Taahhur“da II. Abdülhamid‘e suikast düzenleyenlere “Ey Şanlı Avcı” diyerek övgüler yağdırdı.

1908’den sonra, insanlık ve cemiyet konusundaki görüşleri doğrultusunda medeniyete ve ahlâka büyük değer veren şiirler yazdı; gençlere öğütler verdi. En önemli vasıflarından biri de samimiyetidir. Duygu ve düşüncelerini gizlemeden samimiyetle şiirlerine yansıttı.

Fikret fazla düşünmeyen, az okuyan; fakat hisseden ve duygularına göre hareket eden bir şairdir. Onun bu hali şiirlerine yansımış, sanattan çok fikir hayatımızı etkilemiştir. Hayata sanatkârâne bakan şair, hayat karşısında pasif bir tavır gösterdi. Tasvir gücü son derece kuvvetlidir. Konuya göre üslûp kullanmış, aruzu Türkçeye uyarlamada büyük başarı sağlamıştır.
Eserleri, Rûbâb-ı Şikeste (1899), Halûk’un Defteri (1911), ve Şermin (1915) adlarını taşır.
Ayrıca, Tevfik Fikret’in dil ve edebiyat üzerine yazıları İsmail Parlatır tarafından hazırlanarak 1987’de yayınlanmıştır.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Hikayede (Öyküde) ilkler