LYS Edebiyat Deneme Sınavı Çözümü -6

9 Nisan 2018 tarihinde tarafından eklendi.

1. Meydanlarda okunan şiirler; antolojilerde ya da şiir defterlerinde yer alan şiirler; belirli günlerde okunan şiirler, genellikle geniş okur kitlesine seslenen şiirlerdir. Şairin istemediği şey, geniş okur kitlesinin beğenisine seslenmek.
Cevap: A

 

2. “Cam” dayanıksız, çabuk kırılan bir maddedir. “Camdan bir evde oturmak” sözü de “savunması güçlü olmayan, saldırılara açık” bir konumu ifade eder. Parçada sözü edilen eleştirmen, kendi kendini eleştirebilen, kendini alaya alabilen biri. Başkalarından gelebilecek eleştirileri zaten kendisine yönelttiği için de korkup çekineceği bir şey olmamalı. Başka bir deyişle kendisine yöneltilecek eleştirilerden rahatsızlık duymamalı.
Cevap: B

 

3. Yazar I. ve II. cümlelerde bir dileği olduğundan söz ediyor ve III. cümlede bu dileğini açıklıyor. Buna göre dileği, uluslararası bir şiir şenliği yapılacaksa bu şenliğin İstanbul’da yapılması.
Cevap: C

 

4. III. cümlede, sanat kaygısından uzaklaşmanın yapıtı sanat dışına düşüreceği söyleniyor; bu cümleye göre, sanat kaygısı, yapıtın niteliğini olumlu etkiliyor. V. cümlede de buna benzer bir düşünce söz konusu. Sanatçının estetik ölçütlere bağlı kalmaya özen göstermesi, yani sanat kaygısının olması, yapıtını sanatın sınırları içinde tutar, deniliyor. Buna karşılık I. cümlede, sanat kaygısının sanatçıyı olumsuz etkilediği ileri sürülüyor. IV. cümlede, sanat kaygısı gütmeyen sanatçıların toplumsal yararı öne çıkardığı söyleniyor. II. cümlede ise özgürlüğün kısıtlanmasının sanatsal yaratıcılığı engellediği belirtiliyor.
Cevap: C

 

5. Üslup, yazarın söyleyiş tarzı anlamına geldiği gibi, onun eserlerindeki dil ve anlatım özelliklerinin bütünüdür.
V. cümlede de “berrak bir söyleyişin getirdiği işlek bir dil” sözü yazarın üslup özelliğine vurgu yapmaktadır.
Cevap: E

 

6. A: Herkes tarafından bilinmeyen sözcüklerin şiirlerde yer almaması, kolay anlaşılır olma (açıklık) niteliğiyle ilgili.
B: Şiirdeki ilk anlamın ötesine geçmek, okurun çabasıyla mümkün oluyorsa, o şiirde yeniden okunduğunda fark edilebilecek yeni anlamlara ulaşılabiliyor demektir. Bu, o şiirde yoğunluk ve derinlik niteliğinin olduğunu gösterir. Duruluğu göstermez.
C: Okurun romandaki pürüzsüz ve ahenkli anlatıma kapılıp gitmesi, anlatımın akıcılığını gösteren bir özelliktir.
D: Romancının yaşadığı dönemin tanığı olması, o dönemi yansıttığını; yani eserinde gerçekçilik niteliğinin olduğunu gösterir.
E: Öykülerde edebiyat yapmadan öykü yazabilmenin gizini bulabiliyorsak yazarın yapmacığa düşmediğini, duygu ve düşüncelerini olduğu gibi yansıtabildiğini; yani anlatımında doğallık olduğunu düşünürüz.
Cevap: B

 

7. Virgül II, III, IV. ve V. örneklerde eş görevli sözcükleri (eylemleri) ayırırken I. örnekte özneyi ayırmıştır.
Cevap: A

 

8. “On yedi” sayısı, cümlede bitişik yazılmış; birden çok sözcükten oluşan sayıların her sözcüğü, parayla ilgili belgeler dışında, ayrı yazılır.
Cevap: E

 

9. E seçeneğinde “Mağazamızın iç dekorasyonu değiştirilerek” sözü yan cümle ve bu yan cümlenin öznesi “Mağazamızın iç dekorasyonu” tamlaması. Temel cümlede “açıldı” yükleminin öznesi ise kullanılmamış. Bu durumda “yan cümlenin öznesi, temel cümlenin de öznesi oluyor ve “mağazamızın iç dekorasyonu açıldı” gibi bir anlam doğuyor. Bu nedenle temel cümleye “mağazamız” öznesinin getirilmesi gerekiyor.
Cevap: E

 

cevap10
11. A: Kendi sözcüğü (dönüşlülük zamiri)
B: İnsan olmanın özünü kişiliğinde topladığına inanarak(zarf tümleci)
C: “Doğaya, topluma, kendin-e karşı” edat öbeği, belirtili nesne değil; belirtili nesne -i belirtme durumu ekini alır.
D: Kimse (belgisiz zamir) ,ondan (kişi zamiri), bunu (işaret zamiri)
E: Cümle basit yapılı. Çünkü fiilimsiler de olmadığından tek bir yargı taşıyor. Olumlu çünkü eylem gerçekleşmiş. Devrik çünkü yüklem sonda değil.
Cevap: C

 

12. A: “Dile benden ne dilersen!” cümlesinde “ne” sözcüğü nesne görevinde soru zamiridir.
B: “Dile” sözcüğü emir kipi 2. tekil kişi çekimindedir.
C: “Oydurun” eylemi ettirgendir. Oy- geçişli bir eylemken -dur ekiyle geçişlilik derecesi artırılmıştır.
D: “Padişah” sözcüğü kişi adıyla kullanılsaydı unvan sıfatı olabilirdi ama kişi adı olmadan kullanıldığı için sıfat değil, addır.
E: “Benim” zamirinden başka kişi zamiri geçmiyor. Bu zamir de “benim gözüm” tamlamasında tamlayan görevinde.
Cevap: D

 

13. A: Hikâye-cik (küçültmeli ad)
B: (köylüler) için (edat)
C: Sessiz çoğunluk-tan (çıkma durumu eki)
D: Yine (yineleme anlamlı durum zarfı)
E: Adlaşmış sıfat olarak sadece “köylüler” örneği gösterilebilir.
Cevap: E

 

14. Batı ve Türkiye karşılaştırılmış. Yıl ve yakılan kitap miktarı verilerek sayısal veriler ortaya dökülmüş. Almanları kitap yakma konusunda geçtiğimiz söylenerek alaycı bir tavır sergilenmiş.
Batı’yı geçtik derken yön değil, Batı ülkeleri kastedildiği için de ad aktarması yapılmış.
Parçada herhangi bir betimleme ise söz konusu değil.
Cevap: A

 

15. Parçada, yağmurlu bir günde pazar yerinde yaşanan küçük bir olay anlatılıyor: Yaşlı kadın bir kilo elma ve iki kilo portakal istiyor satıcıdan. Satıcı çürük elmaları kesekâğıdına koymuyor, ıskarta kasasına atıyor; kadına çürük elmayı satmadığı gibi bir de fazladan portakal atıyor teraziye. Yazar bir olay anlattığı için parçadaki anlatım biçimi öykülemedir. Yazar tanık olduğu olayı anlatırken pazar yerini ve kişileri gözümüzün önünde canlandırmak amacıyla izlenimlerini de aktarıyor, böylece betimleme de yapmış oluyor.
Cevap: B

 

16. Parçada Afrika menekşesi hakkında nesnel yargılarla bilgi verilmiştir. Herhangi bir yorum yapılmadan genel bilgiler aktarılmıştır. Bu nedenle anlatım biçimi, öğretici anlatımdır.
Cevap:A

 

17. Parçanın yazarı I. ve II. cümlelerde, bu bayramda kimseye kart gönderemediğini, bunun yerine kutlamaları telefonla yaptığını söylüyor. III. cümlede ise bu yıla kadar bayram tebrik kartı gönderdiğini belirtiyor. Soru kökünde verilen “Hem de özene bezene, dolmakalemle yazardım.” cümlesinde yazılan şeyin ne olduğu belirtilmemiş ancak bunun bayram tebrik kartı olduğunu ve geçmişte yazıldığını anlıyoruz. Bu anlamı sağlayan bağlantıyı ise verilen cümleyi III. cümleden sonra getirerek kurabiliyoruz: “Bu yıla kadar az da olsa bayram tebrik kartı gönderirdim oysa. Hem de özene bezene, dolmakalemle yazardım.”
Cevap: C

 

18. Cevabını şiirin, romanın, sonra da kadının tarihini gözden geçirdikten sonra bulabileceğimiz bir sorunun karşılığını okuyoruz paragrafta. Kadın da erkek de romana aynı noktadan başlamış. Çünkü kadının toplumsal anlamda kişiliğini bulduğu tarihle romanın ortaya çıktığı tarih aynı. Böyle olunca da roman yazarlığında kadınla erkek eşit gibi. Ama şiirde kadın, erkeğin gerisinde kalmış. Şiir çok eski bir tür ve erkek şairlerle başlayıp gelişen bir tür. Kadın yüzyıllarca bağımsız bir kimlik kazanamamış ki şiir yazsın? Anlaşılıyor ki paragrafta kadının nesirde erkekle başa baş gitmesine karşılık, şiirde niçin ondan geride durduğu açıklanıyor. Öyleyse parçanın yazarına yöneltilen soru da “Kadın sanatçı, nesirde var da şiirde neden yok?” olacak.
Cevap: B

 

19. Parçadaki “Onun da kendine göre sorunları, gerçeklere dayanan açıklamaları, belli bir varlık anlayışı, evrene farklı bir bakışı vardır.” cümlesinde A’daki ve D’deki yargılara; “Edebiyat… süslü püslü dizeler sıralama alanı değildir.”, “… kavramlarla oyun oynamak edebiyat değildir.” cümlelerinde B’deki yargıya; “Ulusların ulaştıkları bilgi ve uygarlık düzeyini gösterir edebiyat.” cümlesinde C’ deki yargıya değinilmiştir. Edebiyatın “Biçimle içeriğin uyumlu birlikteliğini gerektirdiğine” dair bir düşünce ise paragrafta yoktur.
Cevap: E

 

20. Parçanın “ama” bağlacıyla başlaması ve “her ikisi” sözündeki belirsizlik, bu ilk cümlenin giriş cümlesi olamayacağını gösteriyor. Peki, hangi cümle bu özellikte, I. cümleyi hangi cümle ile değiştireceğiz, ona bakalım. IV. cümleyi uygun bulur gibi oluyoruz fakat II. cümlenin “O da” diye başlaması bağlantıyı koparıyor. Bu durumda sadece V. cümle kalıyor giriş cümlesi olmaya uygun. Zaten seçeneklerde I. cümle ile eşleşen III. ile V. var. III. cümlenin giriş cümlesi olamayacağı çok açık. Dolayısıyla yine V. cümleyi seçmek durumundayız.
Cevap: A

 

21. Cinas, yazılışları aynı ancak anlamları farklı sözcüklerle yapılan uyak çeşididir. B seçeneğinde, “sunam” sözcükleri yazılışları aynı, anlamları, farklı sözcüklerdir. Birinci dizedeki “sunam”, tüyleri parlak ördek anlamındadır, ikinci dizedeki “sunam” ise “sunma” eyleminin istek çekimi olan “sunayım” sözcüğünün halk ağzındaki biçimidir.
Cevap: B

 

22. Şiirin dizeleri 6+5 durakla bölünebilen 11′ li hece ölçüsüdür: Öküzün damını / alçacık yapın. Hayvanın nasıl besleneceği, nerede barındırılması gerektiği konusunda bilgi verme amacı güden didaktik bir şiirdir. “Yapın, sepin, öpün” sözcüklerinin sadece “p” sesleriyle yarım uyak yapılmıştır. Şiir ölçüsü ve uyak düzenine bakılırsa bir koşmadan alınmıştır. Fakat koşma nazım şekli, üç dizeli bentlerle yazılan şiirlerde görülen örüşük uyakla oluşamaz.
Cevap: E

 

23. Asım Bezirci, örneksiz, kanıtsız iddialara yer vermiyor; saptamalarını izlenim düzeyinde bırakıp yargılamıyor ve somut veriler kullanıyorsa nesnel eleştiri anlayışına bağlı bir eleştirmen olmalıdır.
Cevap: B

 

24. Konferansta her konuşmacının konunun bir yönünü incelediğini söyleyemeyiz. Konferans tek bir konuşmacının ele aldığı konuyu tüm yönleriyle işlediği bir sözlü anlatım türüdür. Belirtilen özellik sempozyumu akla getirmektedir.
Cevap:A

 

25. Öğretici metinler de sanat metinleri gibi belli bir geleneğe bağlı olarak yazılır. Fıkra yazmanın da, deneme ya da makale yazmanın da bir geleneği vardır.
Cevap: C

 

26. “Bize Göre” fıkra-deneme, “Eğil Dağlar” makale-fıkra-sohbet, “Bu Diyar Baştan Başa” röportaj, “Diyorlar ki” röportaj-mülakat,” İstanbul’un Bir Yüzü” roman türündedir. Roman öğretici bir tür değil, sanat metnidir.
Cevap: E

 

27. Fabl türünün ilk örneklerini Hint edebiyatında Beydeba, Yunan edebiyatında Aisophos (Ezop), Fransız edebiyatında La Fontaine vermiştir.
Cevap: A

 

28. Gazelin ilk beytine matla, son beytine de makta denir. Gazelin uyak düzeninin aa-xa-xa-xa-xa biçiminde olduğu hatırlanırsa matla beytindeki dizelerin birbiriyle uyaklı olması gerekir. E seçeneğinde verilen beyit bu özellikte olduğu için matla beytidir.
Cevap: E

 

29. Altı çizili üçüncü sözcükte bilgi yanlışı vardır. Çünkü hicviye nesirle değil, şiirle oluşturulan bir türdür. Divan şairi Nefi hicviyeleriyle ünlüdür.
Cevap: C

 

30. Divan edebiyatında da halk edebiyatında da kalıplaşmış benzetme ve hayallere yer verilmiştir. A ve B seçeneklerindeki özellikler divan edebiyatına; C ve E seçeneğindeki özellikler halk edebiyatına aittir.
Cevap: D

 

31. Yunus Emre şiirlerinde yalın bir anlatımı yeğlese de hecenin yanında aruzu da kullanmıştır.
Cevap: B

 

32. Şaman, kam, baksı, oyun İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı’ndaki şairlere verilen adlardır. Bunlar ayrıca saz değil, kopuz çalarlar. Verilen ipuçları bizi âşık seçeneğine yönlendirmelidir.
Cevap: D

 

33. Karacaoğlan 17. yüzyıl, Pir Sultan Abdal 16. yüzyıl şairleri olduğundan; Âşık Ömer hem 17. yüzyıl şairi olduğundan hem de aruzu kullandığından; Bayburtlu Zihni 19. yüzyıl şairi olmasına rağmen aruzu kullandığı için cevap olamaz. 19. yüzyılda Toroslarda yaşayan, yerleşik hayata zorlanan aşiretinin başkaldırışını şiirlerinde dile getiren, halk Türkçesinden ve heceden vazgeçmeyen ozan, Dadaloğlu’dur.
Cevap: C

 

34. Felâtun Bey ve Rakım Efendi Ahmet Mithat Efendi’nin yanlış Batılılaşmayı eleştiren romanıdır. Namık Kemal’in “İntibah ve Cezmi” adlı romanlarından başka romanı yoktur.
Cevap: D

 

35.Tanzimat Edebiyatı’nda her ne kadar divan şiiri nazım şekilleri kullanılmış olsa da Batı edebiyatı etkisiyle konu beyitle sınırlandırılmamış, şiirin bütününe yayılmıştır. Başka bir deyişle, divan edebiyatının parça güzelliğini önemseyen ve konu bütünlüğüne önem vermeyen anlayışı terk edilmiştir.
Cevap: B

 

36. Sahra adlı şiir, pastoral şiirimizin ilk örneğidir ancak Şinasi’ye değil, Abdülhak Hamit Tarhan’a aittir.
Cevap: E

 

37. Verilen özellikler Tanzimat Dönemi Edebiyatı’nın ilk kuşağının öne çıktığı 1860 -1876 yıllarını gösteriyor. Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi, bu yıllara damgasını vuran sanatçılardır. 1876’dan sonra II. Abdülhamit’in baskıcı yönetimi sanat ortamını da etkilemiştir.
Cevap: B

 

38. Parnasizm içerikten çok biçimi önemseyen bir akımdır. Hatta biçimciliği son derecede önemsemiş, şiiri bir biçim sanatı olarak görmüştür.
Cevap: C

 

39. Ahmet Mithat ve Muallim Naci etkisinde olan sanatçı Ahmet Rasim’dir. Ayrıca Türk edebiyatında fıkra, sohbet türünün öncülerindendir. Hüseyin Rahmi’nin yansıttığı çevre ve tipleri o, fıkra ve hatıra türündeki eserleriyle yapmıştır.
Cevap: E

 

40. Edebiyatımızda Osmanlıcılığı Namık Kemal, Batıcılığı Tevfik Fikret, İslamcılığı Mehmet Akif Ersoy, Türkçülüğü de Ziya Gökalp temsil etmiştir.
Cevap: C

 

41. İkinci Meşrutiyetten sonra ortaya çıkan ve Edebiyat-ı Cedide’ye yani Servetifünun’a alternatif olması beklenen, içinde Sahabettin Süleyman, Ahmet Haşim gibi isimlerin yer aldığı bu yeni oluşum Fecriati topluluğudur.
Cevap: B

 

42. “Kendi Gök Kubbemiz” Yahya Kemal’e, ‘Türk Sazı” Mehmet Emin’e, “Türkçülüğün Esasları” Ziya Gökalp’e, “Üç Tarz-ı Siyaset” de Yusuf Akçura’ya aittir. Fuat Köprülü’ye ait bir eser verilmemiştir.
Cevap: D

 

43. Sözü edilen sanatçı için “Dili bazen Servetifünun diline kayşa da halkın kullandığı sade, canlı, zengin bir Türkçedir.” dendiğine göre cevap, Servetifünun sanatçılarından Cenap Sahabettin olamaz. Aruz veznini Türkçeye başarıyla uyguladığından söz edildiği için de hececi bir şair olan Mehmet Emin Yurdakul’u eleyebiliriz. Fakirlik, cehalet, ahlaksızlık gibi temaları işlediğine göre bu tür sosyal temaları ele almayan, öz şiirci şairler olan Yahya Kemal ve Ahmet Haşim cevap için düşünülmez. Bütün bu özellikler zaten Mehmet Akif’i tanımlamakta.
Cevap: A

 

44. Ziya Gökalp, Yeni Hayat ve Türkçülüğün Esasları adlı kitaplarında yurtta yapılması gereken yenilikleri ele almıştır fakat herhangi bir roman yazmış değildir. Yeni Hayat adlı eser, bir şiir kitabıdır.
Cevap: C

 

45. Parçada sözü edilen roman, Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’dur.
Cevap: B

 

46. Nalınlar adlı oyun Necati Cumalı’nın, Tohum adlı oyun ise Necip Fazıl Kısakürek’indir.
Cevap: C

 

47. Toplumdaki ahlak bozukluklarını yansıtmak, Tanzimat romancılarının ve daha sonra da Millî Edebiyat anlayışına bağlı romancıların eserlerinde görülür. Modernizmi esas alan romancılar, toplumu bu açıdan ele almamıştır.
Cevap: E

 

48. Millî Edebiyat Dönemi öykücüleri Maupassant tarzı olay öyküsüne bağlı kalmışlardır. Memduh Şevket Esendal ise edebiyatımıza Çehov tarzı durum öykücülüğünü getirmiştir.
Cevap: B

 

49. Silindir Şapka Giyen Köylü, Bacayı indir Bacayı Kaldır adlı hikâyeler ve Yol Arkadaşları romanı, toplumcu gerçekçiliğin edebiyatımızdaki ilk yazarlarından olan Sadri Ertem’e aittir. Bu yazarın en ünlü romanı Çıkrıklar Durunca adlı eserdir.
Cevap: C

 

50. Verilen dizelerde Cahit Külebi’nin, köy gerçekliğini yansıtırken çizdiği tablo iyimser sayılmaz. “Ağız dil vermeyen köylüler” dizesi, onların acı çektiğini ifade ediyor. “Odun mu tuz mu hasta mı götürürler” dizesi de benzer bir duyguyu yansıtıyor. Cahit Külebi genelde iyimser bakışa sahip bir sanatçı olmakla birlikte bu dizeleri, onun bu yönünü göstermiyor.
Cevap: D

 

51. Başlangıçtaki tarafsız çizgisini Attila İlhan’ın katılımıyla değiştirerek toplumcu gerçekçiliğe yönelen hareket Mavi dergisi etrafında oluşan Mavi hareketidir.
Cevap: A

 

52. Şiirde modem yaşamın neden olduğu iç sıkıntısı anlatılmış. Modernizmin getirdiği sorunlar şiirimize İkinci Yeni ile birlikte girmiş, 1960’lardan itibaren şiirimizin değişmeyen temalarından biri olmuştur. Seçeneklerde verilen şairlerden sadece İsmet Özel, bu temaya şiirlerinde yer vermiştir.
Cevap: D

 

53. Millî Edebiyat anlayışını yansıtan ve yurt güzellemesi türündeki bu şiir, hece ölçüsüyle yazılmış. Şiirde “ey güneş” sözü, seslenme öbeği. Selimiye Cami’sinin dört minaresi, dört kız kardeşe benzetilmiş, güneş ise hem kendisine soru yöneltilen hem doğudan batıya her yeri gezen bir kişi olarak gösterildiği için kişileştirilmiş. Bunlara karşılık şiirde redife yer verildiği yargısını doğrulayamıyoruz. Dize sonlarındaki “kardeş, güneş, eş” sözcüklerinde sadece -eş sesleriyle oluşan tam uyak görülüyor, redif bulunmuyor.
Cevap: B

 

54. Şiirde anlatımın kapalı ve karmaşık olduğu görülüyor. “Sina, tuz dağı, zeytin” kavramları Musa Peygamberi ve kimi kutsal inanışları çağrıştırıyor. Şiirde kardeşlik teması dinî motiflerle zenginleştirilerek anlatmaya, hikâye etmeye imkan veren özellikte. Şiirin dizeleri yan yana geldiğinde düz yazı cümleleriyle karşılaşıyoruz. Şiirde ahenge ve biçime önem verilmemiştir dememiz ise mümkün değil. Çünkü ses akışı, söyleyiş ve vurgu ile sağlanan bir ahenk var şiirde.
Cevap: E

 

55. Verilen dizelerde dil sade ve anlatım açık. Ilgaz Dağı’nın güzelliği anlatılıyor 11 ‘li hece ölçüsü ve aaab uyak düzeni kullanılarak koşma tarzı benimsenmiş.Ahenk oluşturmada yararlanılan direk-tir, yürek-tir, gerek-tir sözcüklerindeki (-ek sesleri) tam uyaktan ve (-dir) rediften yararlanılmış. Ancak tema kahramanlık ya da ulusal tarihle ilgili değil, bir yurt güzellemesidir bu şiir.
Cevap: C

 

56. Nurullah Ataç, eleştiri, deneme, söyleşi ve günlük türlerinde verdiği eserlerle tanınır. Yazarın şiir ve öykü türünde eseri yoktur.
Cevap: E

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
VATAN YAHUT SİLİSTRE ÖZETİ