Mevlana

12 Mayıs 2013 tarihinde tarafından eklendi.

Belh’de doğmuştur. Küçük yaşta babasıyla birlikte Anadolu’ya gelmiş ve Konya’ya yerleşmiştir. Büyük bir düşünürdür. Tasavvufi konularda şiirler yazmıştır. Şiirlerini Farsça olarak kaleme almıştır. Mevlânâ, gerek düşünür gerekse şair olarak insan sevgisiyle dopdoludur.

Yine gel, yine gel, ne olursan ol. yine gel!
Hristiyan, mecûsi, putperest olsan yine gel!
Bizim dergâhımız umutsuzluk dergâhı değildir.
Yüz kere tövbeni bozsan da yine gel!..

Mevlânâ. dinî – tasavvufi düşüncelerini altı ciltlik “Mesnevi” adlı eserinde dile getirmiştir.

Dinle meyden duy neler söyler sana
Derdi vardır ayrılıklardan yana
“Kestiler sazlık içinden” der. “beni”
Dinler ağlar, hem kadın hem erleri
Hasret anlatmam için bulmam gerek
Ayrılıklardan parçalanmış bir yürek
Bir ateştir, ses değildir ney sesi
Kimde yok ateş, yok olsun böylesi
Sevgiden ağlar eğer ağlarsa ney
Sevgiden çağlar eğer çağlarsa ney
(Çeviren : A. Öztemiz Hacıtahiroğlu)

Mevlânâ’nın Mesnevi’den başka, Divân-ı Kebir ve Fîhi Mâfih gibi ünlü eserleri vardır.

Mevlana’nın Hayatı ve Edebi Kişiliği

Mevlâna 30 Eylül 1207 tarihinde Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan şehrinde, Belh kentinde dünyaya gelmiştir.
Mevlâna’nın babası Belh bölgesinin hatrı sayılır kişilerinden olup hayattayken “Alimlerin Sultanı” ismini almıştır. Mevlana’nın annesi Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun’dur.

Sultânü’l-Ulemâ Bahaeddin Veled, kimi politik vakalar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası sebebiyle Belh’ten ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü’l-Ulemâ 1212 ya da 1213 tarihlerinde aile bireyleri ve yakın dostlarıyla birlikte Belh’ten ayrıldı.

Sultânü’l-Ulemâ’nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış Mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaşmıştır. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar’ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.

Sultânü’l-Ulemâ Nişâbur’dan Bağdat’a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâbe’ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra dönüşte Şam’a uğradı. Şam’dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende’ye (Karaman) geldi. Karaman’da Subaşı Emir Musa’nın yaptırdıkları medreseye yerleşti.

1222 yılında Karaman’a gelen Sultânü’l-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldı. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala’nın kızı Gevher Hatun ile Karaman’da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna’nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adında iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun’ u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerra Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna’nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı iki oğlu ve Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

Bu yıllarda Anadolu’nun büyük bir kısmı Selçuklu Devletinin egemenliği altında idi. Konya ise bu devletin başşehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve devletin hükümdarı Alâeddin Keykubad idi. Alâeddin Keykubad, Sultânü’l-Ulemâ Bahaeddin Veled’i Karaman’dan Konya’ya davet etti ve Konya’ya yerleşmesini istedi.

Sultânü’l-Ulemâ, 12 Ocak 1231 yılında Konya’da vefat etti. Mezar yeri olarak Selçuklu Sarayı’nınGül Bahçesi seçildi. Günümüzde müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı’na bugünkü yerine defnedildi.

Sultânü’l-Ulemâ ölünce talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna’nın çevresinde toplandılar. Mevlâna’yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi’nde vaazlar veriyordu. Medrese kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.

Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems’te “mutlak kemâlin varlığını” cemalinde de “Tanrı nurlarını” görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü. Mevlâna Şems’in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî’nin yerini doldurmaya çalıştılar.

Hayatını “Hamdım, piştim, yandım” sözleriyle özetleyen Mevlâna Celalettin Rumi hazretleri 17 Aralık 1273 tarihinde vefaat etmiştir.. Mevlâna’nın cenaze namazını vasiyeti üzerine Sadrettin Konevi kıldıracaktı. Fakat Sadreddin Konevi çok sevdiği Mevlâna’yı kaybetmeye dayanamayarak kendinden geçerek cenazede bayıldı. Bunun üzerine Mevlâna’nın cenaze namazını Kadı Siraceddin kıldırdı.

Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, yani Allah’ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü ya da gelin gecesi anlamına gelen “Şeb-i Arûs” diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Hikayede (Öyküde) ilkler