Nedim

10 Temmuz 2013 tarihinde tarafından eklendi.

NEDİM (1860 – 1730)
istanbul’da doğmuş, yaşamış ve ölmüştür.Devrin ünlü vezirlerinden Damat ibrahim Paşa tarafından korunmuş ve padişah III. Ahmet‘e tanıtılmıştır. Nedim, böylece, Lâle devrinin bütün eğlencelerine katılmıştır. Zaten, şen, şakrak, neşeli, esprili olan şair, kısa sürede eğlencelerin aranan kişisi olmuştur.1730 Eylül’ünde Patrona Halil ayaklanması sırasında, damdan dama atlayıp kaçarken, düşüp öldüğü söylenir.

Nedim, müderrislik (medrese hocalığı) yapmasının yanı sıra, Lâle devrini hem yanış hem de gazelleriyle ve şarkılarıyla anlatmıştır. Onun şilirlerinde. Lâle devrinin bütün coşkusunu buluruz.
Nedim, Divan şiirine, yendikler getirmiş bir şairdir. Bir kasidede, birkaç kişiyi birden övmüş, orta boylu, sarışın güzellerden de söz etmiş, müslüman olmayan sevgiliye de şiir söylemiştir. Bu özelliğiyle “samimiyet” onun şiirlerinin en önemli özelliğidir.Nedim, diğer Divan şairleri gibi, yalnız hayâl ettiklerini değil, yaşadığını, gördüğünü, gerçekte olanları anlatmıştır. Özellikle şarkıları, hep yaşanılan coşkuların tasviridir.Nedim’in, dili, diğer şairlere göre daha yalın ve canlı bir Osmanlıcadır. Hatta, hece vezniyle yazdığı “Türkü” adlı bir şiiri çok yalın bir dille yazılmıştır.En önemli eseri Divanıdır.
Nedim’in Şiirlerinden Örnekler:

GAZEL
Haddeden geçmiş nezâket yâl u bâl olmuş sana
Mey süzülmüş şişeden ruhsâr-ı âl olmuş sana

Bûy-ı gül taktır olunmuş, nâzın işlenmiş ucu
Biri olmuş hoy birisi dcst-mâl olmuş sana

Sihr-i efsun ile dolmuştur derûnun ey kalem
Zülf-i Harut’un demek mümkün ki nâl olmuş sana

Şöyle gerd olmuş Firengistan birikmiş bir yere
Sonra gelmiş gûşe-i ebruda hâl olmuş sana

01 büt-i tersâ sana, “mey nûş eder misin?” demiş
El-amân ey dil ne müşkilter suâl olmuş sana

Sen ne camın mestisin âyâ kimin hayranısın
Kendin aldırdın gönül noldun ne hâl olmuş sana.

Leblerin mecruh olur dendânı-sîn-i bûse’den
Lâlin öptürmek bu haletle muhal olmuş sana

Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber
Nedîm Bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana

NEDİM
(Kelimeler : hadde : Sıcak demiri incelten çelik aygıt, nezâket: İncelik, yâl u bâl : Boy bos. mey : Şarap. içki. ruhsâr : Yanak, al kırmızı, bûy : koku. hoy : Ter. dest-mal : Mendil, sihir : Büyü, efsun Büyü, büyülü, derun : iç, gönül, Harut: İnsanlara büyü öğreten meleğin adı. nâl: Kamış kalemin içindeki ince tel. gird : toplanmış, top top olmuş. Firengistan : Avrupa kıtası, güşe : Köşe. ebru : Kaş. hâl : Ben. büt: Put, güzel, tersa : Hıristiyan, nûş : içmek, eleman : Eyvahlar olsun, dil: Gönül, müşkilter : Çok zor, suâl : Soru. câm : Kadeh, mest: Sarhoş, âyâ : acaba, leb : Dudak, mecruh : Yaralı, dendân : Dişler, buse : Öpme, öpüş, öpücük. Lâl : Dudak, halet: Hâl, durum, muhal: imkânsız, vasfetmek : Anlatmak, tasvir etmek, dilber: Güzel. perî-Sûret: Peri yüzlü.)

GAZEL
Mest-i nâzım kim büyüttü böyle bîpervâ seni
Kim yetiştirdi bu gûnâ servden bâlâ seni

Bûydan hoş rengden pâkîzedir nâzik tenin
Beslenmiş koynunda gûyâ kim gül-i rânâ seni

Güllü diba giydin amma korkarım âzâr eder
Nazeninim sâye-i hâr-ı gül-i dîbâ seni.

Bir elinde gül bir elde câm geldin sâkıyâ
Kangısın alsam gülü, yahut ki camı; yâ seni

Sandım olmuş ceste bir fevvâre-i âb-ı hayât
Böyle gösterdi bana ol kadd-i müstesna seni

Ben dedikçe böyle kim kıldı Nedim-i nâtüvân
Gösterir engüşt ile meclisteki mînâ seni

(Kelimeler : mest-i nâz : Naz çocuğu, bî-pervâ : Korkusuz, gûna : Biçimde, tarzda. Serv : Selvi. bâlâ : Yüksek, bûy : Güzel koku. pâkize : temiz, nâzik: Körpe, ince. gûyâ : Sanki, rânâ : Güzel, diba : İpekli kumaş, azar etmek : incitmek, nâzenîn : Nazlı, ince. saye : Gölge, hâr : diken, câm : Kadeh, sâkıya : ey şarap sunucusu, kangı : Hangi, ceste : Sıçramış, fevvâre : Fiskiye. ab-ı hayat : Hayat suyu. kadd : Boy. müstesna : Eşsiz, özel. kim : Ki. nâlüvan : Güçsüz, yorgun, engüşt: Parmak, meclis : Eğlence toplantısı, minâ : Saat kadranı, ince ve parlak nakış, şarap sürahisi.)

GAZEL
Muradın anlarız ol gamzenin iz’ânımız vardır
Bellî söz bilmeziz amma biraz irfanımız vardır

O şuhun sunduğu peymâneyi reddetmeziz elbet
Anınla böylece ahd etmişiz peymânımız vardır

Münâsibtir sana ey tıfl-ı nâzım hüccetin al gel
Beşiktaş’a yakın bir hâne-i viranımız vardır

Elin koy sîne-i billura rahm et âşıka zîra
Beyaz üzre bizim de pençe bir fermanımız vardır

Güzel sevmekte zâhid, müşkilin var ise bizden sor
Bizim ol fende çok tahkıykımız itkaanımız vardır

Koçup her şcb miyânın canına can katmada ağyar
Behey zâlim sen insaf et bizim de canımız vardır

Sıkılma bezme gel bigâne yok davetlimiz ancak
Nedîmâ bendeniz var bir dahi sultânımız vardır

(Kelimeler : murat : istek, arzu. gamze : Yan bakış, iz’ân : anlayış, irfan : Bilme, anlama, sezme, şûh : Neşeli güzel, peymâne : Kadeh, ahd etmek : Sözleşmek, peymân : Yemin, tıfl-ı nâz : Naz çocuğu, hüccet: izin belgesi, bohça, hâne : Ev. viran : Issız, sîne : Göğüs, billur : Beyaz, pürüzsüz, rahm et: Acı, merhamet et. zîrâ : Çünkü, pençe : Mühür, ferman : Buyruk, müşkil: Güçlük, sorun, tahkıyk : inceleme, itkân : Geniş bilgi, koçmak : Kucaklamak, şep : Gece. miyân : Bel. ağyar : Düşman, sevgilinin öteki âşığı, zâlim : Zulmeden, işkence yapan, bezm : Eğlence toplantısı, bî-gâne : Yabancı, bende : Köle, esir.)

ŞARKI
Gülzâra salın mevsimidir geşt ü güzânn
Ver hükmünü ey serv-i revân köhne baharın.
Dök zülfünü sammûr giyinsin ko izânn
Ver hüknünü ey serv-i revân köhne baharın

Bülbüllerin ister seni ey gonce-dehen gel
Gül gittiğini anmayalım gülşene sen gel
Pâmâl-ı şitâ olmadan iklîm-i çemen gel
Ver hükmünü ey serv-i revân köhne baharın

Salhatt-ı siyehkânnı ruhsâre-i âl’e
Sammûrunu kaplat bu sene kırmızı şâl’e
Al deste eğer lâlebulunmazsa piyâle
Ver hükmünü ey serv-i revân köhne baharın

(Kelimeler : gül-zâr : Gül bahçesi, geşt ü güzâr : Gezip dolaşma. Serv-i revân : Yürüyen Selvi, sevgili, sammur (samur) : Yumuşak ve ince tüylü bir hayvandır ve derisinden kürk yapılır. Ko : Bırak. Izâr : Yanak, gonce-dehen : Gonca (küçük) ağızlı, gülşen : Gül bahçesi, pâmâl : ayak. şitâ : Kış. hat : Saç. ruhsâr : Yanak, âl: Al, kırmızı, dest: El. piyâle : Kadeh.)

TÜRKÜ
Sevdiğim cemâlin çünkü göremem
Çıkmasın hayâlin dil-i şeydâdan
Hâk-i paye çünkü yüzler süremem
Alayım peyâmın bâd-ı sabâdan

Kebûd çeşm-i bî-rahm etti nigâhın
Âşıkların göğe çıkardı âhın
Sordum gerdeninden zülf-i siyahın
Bir haber vermedi aktan karadan

Sevdiğim bendene düşerse hidmet
Kapında kul olmak canıma minnet
Göre idim sende bûy-ı muhabbet
istediğim budur sen bîvelâdan

Nedîmâ hüsnüne olmuştur âşık
Öyle bir âşık ki kavlinde sâdık
Kereme ne kadar değilse lâyık
Âr etmez efendim şehler gedâdan

Not : Divan şairleri, şiirlerinde yalnız aruz veznini kullanmışlardır. Divan şairi olduğu hâlde, Nedim, hece vezniyle bir tek şiir yazmıştır. “Türkü” adlı bu şiirin vezni 6 + 5 = 11’dir.

(Kelimeler : Cemâl : Yüz. güzellik, dil : Gönül, şeydâ : Çılgın, hak-i pây : Ayak toprağı, peyâm : Haber, bâd-ı sabâ : Sabah rüzgarı, hafif ılık rüzgâr. Kebûd: Mavi. çeşm : Göz. bî-rahm : Acımasız, merhametsiz, nigâh : Bakış, bende : kul.köle. hidmet: Hizmet, aktan karadan : İyilikten, kötülükten, muhabbet: aşk. sevgi. bî-vefâ : Vefasız, hüsn : Güzellik, kavi: Söz. sâdık : Bağlı kalan, kerem : İyilik, âr: utanma, şeh : zengin, güçlü, gedâ : Dilenci, yoksul.)

RÜBÂÎ
Rakkas, bu halet senin oynunda mıdır
Âşıkların günâhı boynunda mıdır
Doymam şeb-i vaslına şeb-i rûze gibi
Ey sîm beden sabah koynunda mıdır

(rakkas : Rakseden. halet : Hâller, şeb : gece. vasi: Kavuşma, rûze : Gün, gündüz, sîm : Gümüş).

Zahirde eğerçi cümleden ednâyız
Erbâb-ı nazar yanında lîk âlâyız
Saymazsa hesaba nola ahbap bizi
Biz zümre-i şairânda müstesnayız

(zahir : Görünüş, eğerçi: Her ne kadar, ednâ : Alçak, erbâb : Usta, ustaca. nazar : Bakış, lîk : Lâkin, fakat, âlâ : Çok iyi. ahbap : Dostlar, zümre : Sınıf, şairân: Şairler, müstesna : özel, ayrı.)

BEYİTLER
Nedim nâmına bir şair-i cihan varmış
Kemend-i zülfüme düşsün İlâhi ol ayyar

(nâm : Ad, ün. cihan : Dünya, kemend ; Bağ, zülüf : Saç. İlâhî : Tanrım, ayyâr: Hileci.)

Ayağın sakınarak basma aman sultânım
Dökülen mey kınlan şişe-i rindân olsun

(mey : içki, şarap, rindân : Rintler, yaşamayı eğlenmeyi çok severler.)

Atan anan senin var ise mühr ü, mahûr cânâ
Ki bir bakışta mihre bir bakışta mâna benzersin

(ata : Baba. mihr : Güneş, mah : Ay. cânâ : Sevgili.)

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
TAAŞŞUK-I TALAT VE FİTNAT