Nesimi

18 Mayıs 2013 tarihinde tarafından eklendi.

Bağdat yakınlarında bulunan Nesim kazalarından olduğu söylenir. Nesimi’yi işlediği temalar bakımından Tekke şairi saymak daha doğru olur. Çünkü, o tam bir tasavvufçudur. Hemen hemen bütün şiirlerinde, dinî ve tasavvufi konuları işlemiştir. Son derece duygulu ve coşkuludur. Bu heyecanını şiirlerine yansıtmıştır. Hatta ölümü, bazı duygu ve düşüncelerinin yanlış anlaşılmasından olmuştur.
Ancak, Nesimî, bir Divan şairidir. Çünkü, şiirlerinde, Divan edebiyatının bütün özellikleri görülür. Nesimî’nin şiirleri; edebî sanatlar ve mazmun zenginliği bakımından da başarılı bir Divan şiiridir.

Nesimî, en çok mesnevi, gazel ve tuyuğ nazım şekillerini kullanmıştır. Kendisinden iki yüzyıl sonra yaşayacak olan hemşehrisi Fuzûlî gibi Azeri şivesiyle şiir söylemiştir. Şiirleri, Divanında toplanmıştır. İran’da Hurufilik mezhebini kuran Fazlullah’ın (Öl. 1401) halîfelerinden olduğu, şeriata aykırı inançları anlattığı için Halep’te derisi yüzülerek öldürüldüğü bi­linmektedir (1404).

Nesimi’den Örnekler:

GAZEL
Ummana giren ışk ile dürdâneye uğrar
Şükrüne veren canını cânâneye uğrar

Yanmaktan eğer korkar isen şem’e yapışma
Şol âteşi gör kim nice pervaneye benzer

Mansûr gibi cûşa gelir söyler enel-Hak
Her âşık-ı sâdık ki bu meyhaneye uğrar

Gitmez dün ü gün câm-ı şarab-ı nazarından
Her kimse ki şol nerkis-i mestâneye uğrar

Teşbih ile seccadeyi bir cur’aya satar
Şol sûfi-i safi ki bu peymâneye uğrar

(Kelimeler: Umman : Büyük deniz. Işk : Aşk. Dürdârie : İnci. şükran : Şükreden, cânâne : Sevgili, şem : Mum. şol : Şu. kim : Ki. pervane : Mum ışığının yöresinde dönen küçük kelebek. Mansur : Hallacı Mansur. cuşa gelmek : Coşmak. Emel-Hak : Ben Tanrı’yım. aşık-ı sadık : Gerçek aşık. dün ü gün : Gece ve gündüz, câm : Kadeh, nazar : Bakış, nergis-i mestane : Sarhoş, baygın gözler. Cur’a : Şarabın son tortusu, sûfi-i safi: Gerçek mutasavvıf, peymâne : Büyük kadeh.)

Açıklama
1. Tanrı aşkıyla denize giren inciyi (Tanrı’yı) bulur. Şükr ile canını vermeyi göze alan. sevgiliyi (Tanrı’yı) bulur.
2. Yanmaktan korkuyorsan muma yaklaşma. (Çile çekmekten korkuyorsan, hiç Tanrı’ya ulaşmaya çalışma. Pervaneler, yanacağını bile bile ateşe yaklaşır.
3.Eğer bir kişi gerçek aşıksa, Mansur gibi coşkuyla “ben Tanrı”yım (yani Tanrı’nın özünden bir parçayım” der ne bu yol onu bu meyhaneye (tekkeye) götürür.
4. Her kim ki, gece ve gündüz, şarap kadehi (Tanrı iksiri) gözünün önünden gitmez. O kimse, dalgın ve baygın gözlü âşıklara döner.
5. Gerçek eserler; teşbih, seccade gibi biçimsel şeylere yer vermez. Gerçek Tanrı aşığı, aşk kadehinin peşindedir.

TUYUĞ
Bîr vefâ dünyâdan usandı gönül
Yoh dedi dünyayı yon sandı gönül
Düştü aşkın oduna yandı gönül
Vahdet’in kand âbına bandı gönül

(Kelimeler : bîrefa : Vefasız, sevgisine bağlı kalmayan, od : Ateş. Vahdet : Tanrı’nın birliği, kand : Şeker, ab : Su.)

Açıklama :
Gönül, vefasız dünyadan usandı.
Gönül, dünyayı yok dedi yok saydı.
Gönül (Tanrı) aşkının ateşine düştü ve yandı
(Sonunda) Tanrı’ya ulaşmanın şekerli suyunu içli gönül.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat Özet