Paragraf Yorumu Konu Kavrama Soruları

12 Ocak 2014 tarihinde tarafından eklendi.

1. Üniversitelerde akademik unvanlar, yetkili jüriler ve kurullar tarafından verilir. Buna karşılık, hiçbir jürinin ya da kurulun veremeyeceği, yalnızca öğrencilerden alınabilecek bir unvan vardır ki, o da üniversite hocalığıdır. Bu unvanı elde edebilmenin tek yolu da, öğrenciye, gerçekten bir şeyler verebilecek kadar yaklaşmak; ona, üretken bir diyaloğun zeminini oluşturabilecek kadar gönül indirebilmektir.
Buna parça için en uygun başlık, aşağıdakilerden hangisidir?

A) Öğrenci ve Hoca
B) Üniversite Hocalığı
C) Akademik Unvanlar
D) Üniversitede Yetkili Kurullar
E) Öğrenciye Yaklaşmanın Yolu

2. Sanat eserinde Ben onları, bir bütün olarak görüyorum. Bunlardan biri olmadan ötekinin olabileceğini sanmıyorum. Çünkü, biçimce yetkin olmayan güzel bir düşünce olamayacağı gibi, tersine, belirttiği düşünce güzel olamayan güzel bir biçim de olamaz.
Bu parçanın başında boş bırakılan yere, aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

A) düşünce, biçimden daha önce gelir
B) biçim ile düşünce birbirinden ayrılamaz
C) biçim, her zaman düşünceye yön veremez
D) güzel düşüncelerin, güzel biçimlere ihtiyacı olamaz
E) biçimin, düşünceden önemli olduğunu düşünüyorum

3. Olmaz olur mu hiç! Sözgelimi, Flaubert aynı tarihte Fransa’da değil de Çin’de doğmuş olsaydı, elbette değil Madame Bovary’i, belki roman bile yazamayacaktı. O kadar uzağa da gitmeye gerek yok. Bizim aramızda doğmuş ve Namık Kemal‘in çağdaşı olarak yetişmiş olsaydı, belki gene romanlar yazardı; ama o romanlar örneğin Namık Kemal’in Cezmi’sinden pek üstün düzeyde olamazdı.
Bu parça, aşağıdaki sorulardan hangisinin tam karşılığıdır?

A) Çevrenin ve yaşadığı zamanın, sanatçının eseri üzerinde etkisi yok mudur?
B) Flaubert’in, Namık Kemal üzerinde belirgin bir etkisi var mıdır?
C) Flaubert’in, Çin’de değil de Fransa’da doğmasının, sanatı üzerinde etkisi olmuş mudur?
D) Sanatçının içinde yaşadığı ortam, sanat ürünleri üzerinde etkili olur mu?
E) Ayrı ülkelerde ve ayrı zamanlarda yetişen sanatçıların yarattığı kişiler arasında bir fark yok mudur?

4. Bir çocuğun kafeste bir kuşu var. Çok seviyor bu kuşu; ama bakımını hiç düşünmüyor. Kuş, sahibince umursanmayan şarkılarını söyleyip duruyor. Aç susuz kuşun şarkıları giderek bir yakınmaya dönüşüyor, silikleşiyor, sonunda kesiliveriyor. Ölüyor kuş! Çocuk, çok üzülüyor. Gözyaşı dökerek arkadaşlarını çağırıyor; kuşu büyük bir törenle gömüyorlar. Ama zavallı yavrucaklar, ozanlarını rahata kavuşturacak yerde aç bırakarak ölümlerine yol açan; sonra da onların adına törenler düzenleyip anıtlar dikmek için avuç dolusu para harcayanların yalnızca çocuklar olmadığını bilemiyorlar!
Bu öykücük, aşağıdaki yargılardan hangisini inandırıcı kılmak amacındadır?

A) Çocukların değer bilir kimseler olmaları doğaldır.
B) Birtakım ihmaller, sonradan büyük üzüntülere yol açabilir.
C) Sanatçılar, yaşadıkları süre içinde kendilerini topluma kabul ettiremeyebilirler.
D) Hiçbir ozan, yaşamını bolluk ve mutluluk içinde noktalamış değildir.
E) Sanatçıların değeri, genellikle ölümlerinden sonra anlaşılmaktadır.

5. Biz ve çoğu öteki uluslar, eğitimi okulla sınırladığımız için, her türlü kültürü de okul sıralarında aldığımızı -ya da verdiğimizi- sanırız. Okulsuz toplum ve toplulukların, “kültürsüz” ya da en azından “eğitimsiz” olduklarını söyleriz. Oysa 60 yıllık ömrünün, toplam 15 yılını okullarda geçirmiş bir insan, tüm bildiklerinin ancak yüzde birini okulda kazanır.
Bu paragrafın temel düşüncesi, aşağıdakilerden hangisidir?

A) Kültür, büyük ölçüde okuldaki eğitim sürecinde öğrenilir, kazanılır.
B) Okulsuz toplum ya da topluluklar, kültürden yoksundurlar.
C) Yaşam boyu süren kültür edinme sürecinde okulun payı çok azdır.
D) Okullaşma oranı yüksek uluslar, uygarlık yarışında önde gelirler.
E) İnsan, edindiği kültürün en önemli yanını resmi kurumlarda kazanır.

6. Kitaplarda; kapıcılardan, avukatlardan, yoksul düşmüşlerden, değişik koşullardaki insanlardan duyduğum düşünceler, başka bir biçimde anlatılıyordu. Demek, yaşamın olgularıyla edebiyatın olguları birbirini tamamlıyordu, tıpatıp aynı olamazdı.
Bu parçada vurgulanan düşünce, aşağıdakilerden hangisidir?

A) Sanat yapıtlarındaki olaylar, gerçek yaşamdan alınırsa inandırıcı olur.
B) Her okur, bir yapıtta, kendisinden bir şeyler bulabilir.
C) Sanatta işlenen düşünce ile gerçek yaşamdaki düşünce arasında bir ayrım yoktur.
D) Gerçek yaşam, yeniden biçimlenerek sanata girer.
E) Sanatla gerçek yaşam arasında bir ilişkiyi ele almak, eleştirinin işidir.

7. Başka dünyalarda rastladığım, tanıdığım bir dize, bu ozanın şiir dünyasına girivermiş! Girivermiş, ama o yabancı kılığını hiç atamamış üzerinden…
Bu parçada yazarın, “dizenin, yabancı kılığını atamaması” sözüyle anlatmak istediği, aşağıdakilerden hangisidir?

A) Ozanların birbirinden esinlenebilecekleri
B) Başka ozanlardan dizeler alınmaması gerektiği
C) Ozanlar arasında etkileşimin doğal sayılması
D) Aynı dizelerin başka ozanlar tarafından da kullanılması
E) Alınan dizelerin, şiirin bütünüyle kaynaşamaması

8. Bizim sinemacılarımız, insanın hallerini, ismin halleri gibi ancak birkaç tane sanıyorlar! Yanılmıyorsam, Korsika söylencesine göre; Kırk Haramiler, kardeş saydıkları bir kızın ölüsünü, altın bir tabut içinde gittikleri her yere taşırlarmış. Herkesin olumsuz bildiği, zehir zemberek haramilerin bile iyi yanı vardır. Yani saf iyilik de, saf kötülük de yoktur. Ama, Türk sinemasında böyle kalıplar var. İyilerden ya da kötülerden oluşan az sayıda karakterle film yapıyorlar.
Parça yazarı, Türk sinemasıyla ilgili olarak, aşağıdakilerin hangisinden yakınmaktadır?

A) İnsanın tek yönlü işlenmesinden
B) Olumsuz tiplere yer verilmesinden
C) İnsan öğesinin arka plana itilmesinden
D) Sinema tarihinin yeterince bilinmemesinden
E) Dünya kültür birikiminin göz ardı edilmesinden

9. Türkiye’de görev yapan ve Türkleri seven bir İngiliz profesör şöyle diyordu: “Bakıyorum, Türk çocukları başka ülkelerde gördüğüm yaşıtlarından daha zeki ve becerikliler; ama merak ediyorum, sonra hangi metodu kullanıyorsunuz da bu zeki ve becerikli küçüklerden şu farklı büyükleri elde ediyorunuz!” ingiliz hocanın şakasındaki gerçeği görmezlikten gelemeyiz.
Bu parçaya göre, İngiliz profesörün şakasındaki “görmezlikten gelemeyeceğimiz gerçek”, aşağıdakilerden hangisidir?

A) Çocuklarımızı, ilgi ve yeteneklerini dikkate alarak eğitmeye çalışmamız
B) Bugünün küçüklerinin yarının büyükleri olacağını göz ardı edişimiz
C) Çocuklarımızı, zekâ ve yeteneklerini körelten bir yöntemle eğitiyor olmamız
D) Ülkemizin koşullarına uygun bir eğitim sistemi geliştirmemiş oluşumuz
E) Eğitim sistemimizde, yabancıların görüş ve önerilerini dikkate almayışımız

10. Batının düşünce sistemini tanımamış olmamızın acısını bugün bile duyuyoruz, yaşıyoruz. Tartışmaları izleyin! Hangi konuda olursa olsun, kısa bir süre sonra akılla duygunun, inancın birbirine karıştığını görürsünüz. Oysa inanmış Descartes bile, Tanrı’nın varlığını akılla kanıtlamaya çalışır.
Bu parçada yazarın, “bizde gördüğü eksiklik” aşağıdakilerden hangisidir?

A) Hoşgörü      B) Saygı       C) Kendine güven       D) Akılcılık      E) inanç

11. Öykünme (taklit etme), insanın doğasında vardır. Çocuk iyi ya da kötü birçok şeyi, arkadaşlarına ya da büyüklerine öykünerek öğrenir. Gerek çocuklarda gerekse büyüklerde görülen özdeşleşme olayı, ilkokul öğrencisinin, okuduğu çizgi romandaki tabancalı kahraman gibi davranması, kimi zaman onun gibi adam öldürmeye bile kalkması; genç kızın, beyaz perdede ‘izlediği ve çok, beğendiği sinema oyuncusu gibi giyinmesi hep bu öykünme güdüsünün sonucudur.
Bu parçanın ilk cümlesindeki düşünceyi inandırıcı kılmak için, aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur?

A) Örneklemeye
B) Karşılaştırmaya
C) Tanımlamaya
D) Tanık göstermeye
E) Benzetmelerden yararlanmaya

12.
Bu yosun, bu deniz, bu nur’
Bu ten gürül gürül yanmalıdır
Ay ininden .Yılan deliğinden
Arzular salkım saçak yerli yerinden
Sökülüp yaşanmalıdır
Karınca kaderince
Bu can meşrebince harcanmalıdır
Ozanı, bu dizeleri yazmaya yönelten, aşağıdakilerden hangisidir?

A) Yaşam sorunları karşısında düştüğü bunalım
B) Doğal varlıkların yok edilmesinden duyduğu tedirginlik
C) Hayatı duyumsayarak yaşama isteği
D) Varlığını doğal varlıklarla kaynaştırmak özlemi
E) Var olanla yetinerek iddiasız yaşamak düşüncesi

13. Durmadan artıyor edebiyata ilişkin güçlükler. Alabildiğine karmaşık sorularla bezeniyor edebiyat. Bir yandan da belgesiz savlar, yanlış anlamalar, çarpıcı görüşler, aldatıcı önyargılar kaplıyor ortalığı. Bu nedenle, çeşitli yönlerden ele almak zorundayız edebiyatı. Dilbilgini, toplum uzmanı, uygarlık tarihçisi, sanat filozofu, yaratma psikologu… alışılagelenlerden farklı ve etkili bir tutumla, iyiden iyiye incelemek zorunda edebiyatı. Bu konuda eğitimci ve politikacı da kendisini görevli saymalı…
Bu parçada anlatılanlardan, aşağıdakilerin hangisi çıkarılamaz?

A) Pek çok kişiye edebiyatla ilgili görev düşmektedir.
B) Edebiyatla ilgili yanlış tutumlar yaygınlaşmaktadır.
C) Bilim adamları edebiyatı ciddi olarak incelemek zorundadır. ,
D) Edebiyat alanında yapılan araştırmalar yetersizdir, geliştirilmelidir.
E) Eğitimci ve politikacıların da birer edebiyatçı olması gerekir.

14. Hiçbir zaman sürpriz sonuçlar yaratarak, büyük laflar ederek, büyük davaların savunucusu görünerek ilgi ve alkış toplamaya kalkışmadı. Diyeceklerini, beğendirme yollarına başvurmadan, süsleyip püslemek küçüklüğüne düşmeden düpedüz söyledi. Sözünü sakınmadı. “Aman şu cümleyi sil; kötü niyetliler bundan şu anlamı çıkarır, zaten pusuda bekledikleri için hemen çullanırlar!” dendi mi şaşırdı, kızdı. Kötü niyeti olmadan yazdığı bir sözü, pek zorda kalmadıkça çıkarmaya yanaşmadı.
Bu parçada anlatılan yazarla ilgili olarak, aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

A) Düşündüğü gibi yazdığı
B) Yalın bir dil kullandığı
C) Uysal bir kişiliği olduğu
D) Yazdıklarından ödün vermeye yanaşmadığı
E) Okuyucuyu aldatacak yollara başvurmadığı

15. Yazınsal metnin, adlandırarak söyleyelim, bir öykünün, bir romanın, bir şiir ya da oyunun bize sunduğu evren, gerçeklerin tam bir eşlemi, yansıtımı ise o yapıt ya da yaratının yazınsallığı kuşkuludur. Çünkü her yazınsal yaratı, gerçeğin ya da yaşantının belirli bir anlama göre dilde yeniden üretilmesiyle oluşur. Bu nedenle bir romanı, öyküyü, şiiri kendi içyapısına göre değerlendirmek gerekir. Sanat yapıtı, yaşam gerçekleriyle değerlendirilemez.
Bu parçadan, aşağıdakilerin hangisine varılamaz?

A) Dış dünya, sanat yapıtında değişimlere uğrayarak okura ulaşır.
B) Okuyucunun yaşam gerçeğini daha iyi algılamasını sağlayan yapıtlar yazınsal olamaz.
C) Sanatçı, yaşamı olduğu gibi yansıtmaz, yeniden yaratır.
D) Yaşamı olduğu gibi anlatan bir ürün, sanat yapıtı değil, düşünce yapıtı olur.
E) Sanat yapıtındaki olaylar ve kişiler, gerçek yaşamdan yola çıkılarak değerlendirilemez.

CEVAP ANAHTARI
1. B     2. B     3. A     4. E      5. C      6. D     7. E     8. A      9. C     10. D      11. A      12. C      13. E      14. C     15. B

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
ŞAİR EVLENMESİ