9. Sınıf Türk Edebiyatı 2. Dönem 1. Yazılı Soru ve Cevapları

13 Şubat 2014 tarihinde tarafından eklendi.

Aşağıdaki yazılı sorusu ve cevaplarını dosya halinde İNDİREBİLİRSİNİZ

ESKİCİ

      Vapur rıhtımından kalkıp da Marmara’ya doğru uzaklaşmaya başlayınca yolcuyu geçirmeye gelenler, üzerlerinden ağır bir yük kalkmış gibi ferahladılar:

—Çocukcağız Arabistan’da rahat eder, dediler. Hayırlı bir iş yaptıklarına herkesi inandırmış olanların uydurma neşesi ile, fakat gönülleri isli, evlerine döndüler.

Zaten babadan yetim kalan küçük Hasan, anası da ölünce uzak akrabaları ve konu komşusunun yardımı ile halasının yanına –Filistin’in ücra bir kasabasına- gönderiliyordu.

Hasan’ı bir istasyonda indirdiler. Gerdanından, alnından, kollarından ve kulaklarından biçim biçim, sürü sürü altınlar sallanan bir kadın göğsüne bastırdı.

—Ya habibî! Ya aynî!

Halasının yanındaki kadınlar da sarıldılar, öptüler, söyleştiler, gülüştüler. Birçok çocuk da gelmişti; entarilerinin üstüne hırka yerine elbise ceket giymiş, saçları perçemli, başları takkeli çocuklar…

Hasan durgun, tıkanıktı; susuyor, susuyordu.

Öyle haftalarca sustu.

Bir gün halası sokaktan bağırarak geçen bir satıcıyı çağırdı.

Satıcı iskemlesine oturdu. Hasan da merakla karşısına geçti. Bu dört yanı duvarlı, tek kat, basık ve toprak evde öyle canı sıkılıyordu ki… Eskiciyi şaşarak, eğlenerek seyrediyordu.

Bir aralık nerede ve kimlerle olduğunu keyfinden unuttu, dalgınlığından ana dili ile sordu:

—Çiviler ağzına batmaz mı senin?

Eskici başını hayretle işinden kaldırdı. Uzun uzun Hasan’ın yüzüne baktı:

—Türk çocuğu musun be?

—İstanbul’dan geldim.

—Ben de o taraflardan… İzmit’ten!

Eskicide saç sakal dağınık, göğüs bağır açık, pantolonu dizlerinden yamalı, dişleri eksik ve suratı sarı, sapsarıydı. Türkçe bildiği ve İstanbul taraflarından geldiği için Hasan, şimdi onun sade işine değil, yüzüne de dikkatli bakmıştı.

— Sen niye buradasın?

Öteki, başını ve elini şöyle salladı: Uzun iş manasına… ve mırıldandı:

—Bir kabahat işledik de kaçtık!

Asıl konuşan Hasan’dı, altı aydan beri susan Hasan… Durmadan, dinlenmede, nefes almadan, yanakları sevincinden pembe pembe, dudakları taze, gevrek, billûr sesiyle biteviye konuşuyordu… Eskici artık erişemeyeceği yurdunun bir deresini, bir rüzgârını, bir türküsünü dinliyormuş gibi hem zevkli, hem yaslı dinliyordu…

Daha çok dinlemek için de elini ağır tutuyordu.

Fakat, nihayet bütün ayakkabılar tamir edilmiş, iş bitmişti. Demirini topraktan çekti, köselesini dürdü, çivi kutusunu kapattı, çiriş çanağını sarmaladı. Bunları hep aheste aheste yaptı.

O zaman gördü ki, küçük çocuk, memleketlisi mini mini yavru ağlıyor… Sessizce, titreye titreye ağlıyor…

—Ağlama be! Ağlama be!

Eskici başka söz bulamamıştı. Bunu işiten çocuk hıçkıra hıçkıra, katıla katıla ağlamaktadır; bir daha Türkçe konuşacak adam bulamayacağına ağlamaktadır.

—Ağlama diyorum sana! Ağlama!…

Bunları derken onun da katı, nasırlanmış yüreği yumuşamış, şişmişti. Önüne geçmeye çalıştı ama yapamadı, kendisini tutamadı; gözlerinin dolduğunu ve sakallarından kayan yaşların, Arabistan sıcağıyla yanan kızgın göğsüne bir pınar sızıntısı kadar serin, ürpertici döküldüğünü duydu.

      Refik Halit Karay

Soru .1.( Her madde 4 puan)
 Yukarıdaki metnin konusu: Hasan’ın Arabistan’a gönderilmesi ve başından geçen olaylar
 Yukarıdaki metnin teması: Vatan hasreti/Türkçe sevgisi
Yukarıdaki metin, olay çevresinde oluşan edebi metinlerin hangi dalına girmektedir?
Anlatmaya bağlı edebi metin – Hikaye

 Hikayenin yazıldığı dönemin zihniyetiyle ilgili neler söyleyebilirsiniz?
Hikayede soysal bir olgu işlenmiş.Gurbet acısı çenkleri anlatmış.
 Yukarıdaki hikayenin yapı unsurlarını belirtiniz.
Olay: Hasan’ın Arabistan’a gönderilmesi Zaman:Belirsiz zaman
Kahramanlar: Hasan, eskici Mekan :Arabistan
 Yukarıdaki hikayede dil hangi işlevde kullanılmıştır?
Heyecan vericilik işlevinde
 Yukarıdaki metin hangi tür hikayeye örnektir?
Olay hikayesine örnektir
 Yukarıdaki hikayenin anlatıcısı kimdir? Bu anlatıcın özelliği nedir?
İlahi bakış açılı anlatıcı.Bu anlatıcı kahramanların iç dünyalarını bilir.
 Hikayedeki “satıcı” tip midir karakter mi? Neden ?
Tiptir. Çünkü aynı özelikleri taşıyan kişilere başka hikayede karşılaşabiliriz.
 Metin yazarının bir tane eserini yazınız: Memleket Hikayeleri

Soru.2. Aşağıdaki boşlukları uygun biçimde doldurunuz.10p

  • Olay çevresinde oluşan edebi metinler anlatmaya  ve göstermeye bağlı olarak ikiye ayrılır.
  • Bizde ilk tiyatro eseri Şinasi’nin  Şair Evlenmesi adlı eseridir.
  • Hikaye, olay ve durum hikayesi olarak ikiye ayrılır.
  • Anlatmaya bağlı edebi metinlerde temel çatışmanın öz bir şekilde ifade edilmesi temayı  oluşturur.
  • Anlatmaya bağlı edebi metinlerde Kahraman anlatıcı, gözlemci anlatıcı ve İlahi bakış açılı anlatıcı  olmak üzere üç anlatıcı türü vardır.

Soru.3.Aşağıdaki doğru-yanlış sorularını yapınız.10p
 Bir edebi metin kendinden önceki edebi geleneklere bağlı olmak zorundadır.( Y )
 Edebi metinlerde okuyucun sezgisine bırakılan cümleler kullanılır. ( D )
 Ömer Seyfettin durum hikayecisidir.( Y )
 Anlatmaya bağlı edebi metinlerde yazar, kahramanları sosyal çevrelerine göre konuşturur.( D )
 Romanlar okuyucuyu bilgilendirmek için yazılır ve bunun için dil göndericilik işlevindedir. ( Y )

Soru.4. Aşağıdaki “kimdir bu ? “ sorularını yapınız.10p
Sanatçı 1911’de Genç Kalemler yayımladığı “Yeni Lisan “ başlıklı makalesiyle dilde sadeleşmeyi savundu. Maupassant tarzı öykücülük anlayışının, olay öyküsünün temsilcisi olarak, öykülerini şaşırtıcı bir sonla bitirdi. Falaka, Başını Vermeyen Şehit, Perili Köşk belli başlı sevilerek okunan hikayelerindendir.
Kimdir bu? Ömer Seyfettin

Küçük yaşta iyi bir din eğitimiyle Arapça, Farsça; gençlik yıllarında ise Fransızca öğrenmiştir. Dini, milli, epik şiirleriyle edebiyatımızda yerini almıştır.Şiirlerinde hayale yer vermemiş, gerçekçi bir tavır sergilemiştir.Bütün şiirlerini Safahat adlı eserinde toplamıştır.
Kimdir bu? Mehmet Akif Ersoy

S.5.Aşağıdaki şiirlerin konularına göre türünü noktalı yerlere yazınız. (3+4+3=10 p.)
Lirik                                                                                                 Satirik                                                      Didaktik
Bütün sevgileri alıp içimden                    Cahil okur amma alim olamaz                 Dağlarda kırlarda gezen bir yörük,
Varlığımı yalnız ona verdim ben               Kâmillik ilmini herkes bilemez                  Kimi tımar, sipah, kimisi bölük,
Elverir ki bir gün bana derinen                Veysel bu sözlerin halka yaramaz         Bir elife dili dönmeyen hödük
Ta derinden bir gün bana “Gel!” desin      Sonra bana derler deli, yalandır             Şehristana gelir, ezan beğenmez.

S.6. Aşağıdaki şiirlerle ilgili özellikleri boşluklara yazınız. (10+10=20 p.)
Düşman geldi tabur tabur dizildi,
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfenk icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılınç kında paslanmalıdır (Köroğlu)
Nazım Şekli:Koşma
Nazım Türü:Koçaklama
Nazım Birimi:Dörtlük
Durak ve ölçüsü:4+4+3=11 hece ölçüsü
Teması:Yiğitlik
Bir safa bahşedelim gel şu dil-i na-şada
Gidelim serv-i revanım yürü sa’d-abada
İşte üç çifte kayık iskelede amade
Gidelim serv-i revanım yürü sa’d-abada
Sadabad: Eğlence yeri
Nazım Şekli:Şarkı
Nazım Birimi:Dörtlük
Nazım Ölçüsü:Aruz
Konuları:Aşk,ayrılık,gurbet…..
Ait olduğu gelenek:Divan edebiyatı geleneği

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
GÜLNİHAL ÖZETİ